Posts

Showing posts from November, 2020

Galaksinin Kapısı

Üzerinde sadece küçük bir ekran bulunan metal masanın başındaki iki kişi, sessizce düşük kalitedeki yayını takip ediyordu. Ufak tefek olan neşeliydi ve önemli anın gelmesini sabırsızlıkla beklerken kıpır kıpırdı. Diğerinin ise, gönülsüzce de olsa gelmek zorunda olduğu bu buluşmanın bir an önce bitmesini istediği her halinden belli oluyordu. Gizlemek için çaba sarf etmediği memnuniyetsizliği, neşeli olanın tekrar konuşarak gergin havayı dağıtmayı denemesine neden oldu; – Başlamak üzere. Az sonra ne kadar dürüst bir satıcı olduğum ispatlanmış olacak. Bu sözlerden sonra attığı kahkaha, diğerinin de hafifçe tebessüm etmesine neden oldu; – Ona ne şüphe! Ama sıkılmaya başladım. Neden hala bekliyoruz? – Programa üye tüm ülkelerin temsilcileri orada ama Barış Ağı üzerinden de canlı yayın yapılıyor. Kimlerin izlediğini bir bilsen… Kararlaştırılan saatin gelmesini bekliyorlar. – Barış Ağı mı? – Evet. Tüm gizli ve pis işlerin ismine “barış” kelimesini katmak bi...

Gerçek

Herkes tarafından kabul edilebilecek tek gerçek, böyle bir gerçek olmadığıdır. Toplulukları yönlendirebilmenin anahtarı da budur. Eğer gerçek, insana ve şartlara göre değişebiliyorsa, ifadelerin doğru olup olmadığından çok uygun koşullarda söylenip söylenmediği önem kazanır. Bu nedenle açıktır ki, söylemler sabit olmamalı, değişen koşullara göre hızla uyarlanabilmelidir. Yönetenlerin; zamanı geldiğinde yeni doğruları ortaya çıkartabilme gücüne sahip olması zaruridir. Aksi durumda yönetme ya da yönlendirme gücünden söz edilemez. Karşısına çıkan bilmediği dildeki yazılar, sayfanın yüklenmesi esnasında yaşadığı heyecanın hayal kırıklığına dönmesine neden olmuştu. En sevdiği zaman geçirme yöntemi olan internet harabelerinde gezi , genelde kahkahalar ve hayretler ile sonlanırdı ancak bu defa durum farklıydı. “Hedefi hiç değiştirmemeliydim” diye geçirdi içinden; “bildik harabelerden şaşmamak gerek.” Düşüncelerinde haksız sayılmazdı; Instagram, Flickr, Youtube gibi iyi bilinen kalıntılarda in...

Gözcü

Havasız ve kötü kokulu ambarın çürümeye yüz tutmuş tahtalarının arasından sabahın ilk ışıkları sızmaya başlamıştı. Girişe en uzak köşede, dizlerini çenesine çekmiş öylece oturan genç adam, “yirmi birinci gün” diye geçirdi aklından. Kaybettikleri deniz savaşının ardından, sağ kalan diğer tutsaklarla beraber tıkıldıkları ambarda geçirdikleri günleri dikkatle saymıştı. Sodrage’deki alelade denizcilerden biri değildi; savaşmanın yanında, birinci gözcülük ve kaptana rota hesaplamalarında yardım etme görevleri de kendisine verilmişti. Yüzen hapishanelerindeki günleri de eski alışkanları nedeniyle saymıştı; tahtaların arasından sızan ışığa göre, gittikleri yönü ve aldıkları mesafeyi kestirmeye çalışıyordu. Konatre’ye doğru ilerlediklerini tahmin ediyordu. Son iki gündür de limana yanaşmış olmayı bekliyordu. “Eğer birkaç gün içerisinde varmazsak yanılmışım demektir” diye düşündü. Ne var ki içten içe hatalı hesap yapmış olmayı istiyordu; “belki rüzgâr beni savaş esiri bir köle olarak yaşamaktan...