Acaba Ne Kadarı Ben? (“Çok Acayip Bir Şey Oldu” Serisi 2. Öykü)

“Çok acayip bir şey oldu” diyerek başladı yine. Bu defa dalgın. Bana bakıyor ama gözleri sanki kafamın arkasında uzanıp giden dumanlı dağlara odaklanmış. Sormadım. “Baştan güzeldi” diye devam etti. Yavaşça, tane tane konuşuyordu. Kelimelerden emindi ama anlamlarını kavrayamıyordu. Kendimden biliyorum. Sadece dinledim.

“Baştan güzeldi. Hatta inanılmaz. Süper kahraman olma hayallerim gerçekleşti diye düşündüm, başka bir açıklamaya gerek yoktu. İşime gelirse her zaman görevde olan içimdeki baş danışmanı dinlememeyi başarabiliyorum. O anlardan biri olsun istedim, yeni güçlerimin tadını çıkarayım.

Aniden her şeyin farkında olmaya başlamıştım. Algı sınırımda olan biten her şeyin. Çok da olağanüstü gelmiyor değil mi? Odaklanıp neler olup bittiğine tam anlamıyla hakim olmak. Pek süper kahraman işi değil. Ama sorun algı sınırının kendisiydi. Daha önce marifetlerinden tamamen habersiz olduğum bir sürü kaynaktan veri akmaya başlamıştı. Algı sınırı yoktu. Tüm duyu organlarımdan sayısız sinyal geliyordu. Sonradan anladım ki bu akış aslında hep varmış. Ama ben farkında değilmişim. O an farkındaydım. Dedim ya, baştan güzel gelmişti ama bir süre sonra içinden çıkılmaz bir kaosun ortasına buldum kendimi. Odaklanamıyorum! Görüş alanımdaki her şeyi görüyordum. Baktığım her şeyin önünde burnum varmış, fark etmemişim. Ama cisimlerin arkasında, önünde, yanında olan diğer her şey de orada. Binlerce fotoğrafın önündeyim. Aynı anda hepsini görebiliyorum ama hangisine bakmalı? Ortamdaki tüm sesler, oturduğum sandalyenin rahatsızlığı, havadaki nem, başımdaki hafif ağrı, boş midem, dizlerim, her şey. Aynı anda konuşan ve diğerlerini hiç umursamayan, binlerce kafa ve sesler.

Bir süre sonra düşünceler de işin içine girdi. Pilav üstüne keşkül. Avantajların, korkuların ve ihtiyaçların dünyası. Şunları yap ki seni tercih etsinler. Saçlarını modaya göre tara, onlardan biri ol. Hobi bul. İlgilerini çek. Genelde neler tercih edilmiş, araştır. Hayır, aykırı ol! Daha çok pirim yapar. O neleri seviyordu? Sen de onları yap. Burada konuş, göze girebilirsin. Hayır, sus, şimdi dikkat çekme. Ortalık gergin, tehlikeli olabilir. Şu işi yap, yer edin, güçlü ol. Dikkat et, kapının önüne koymasınlar. Ya koyarlarsa? Koyamazlar, yeni işler yap, avantaj sağla. Çalış, çok çalış. Hayır! Ne gerek var, otur oturduğun yerde! Enerji harcama. Sana yardım edecek birilerini bul. Çocuk yap! Çok daha güçlü olabilirsin. Ama ya aç kalırsan? Git doğru düzgün bir şeyler ye. Hatta markete de uğra, dolap boş kalmasın.

Orada olduklarına dair en ufak bir fikrim olmayan binlerce düşünce ve dürtü en iyi avukatları tutmuş, görünmezlik pelerini giymiş bir hakime neden kendisinin tercih edilmesi gerektiğini anlatıyor. Hepsi de işinin ehli, bilgileri on binlerce yıllık birikimin sonucu. Karar vermek mümkün değil. Sadece oturdum ve bu kakafoniyi dinliyorum, sonsuza kadar anlatacaklar sanki.

Kaos büyüdü, içinden çıkılmaz bir hal aldı. Bu karmaşanın içerisinde bir düşünce üretmeyi bırak, hareket etmek, konuşmak, dinlemek bile olağanüstü çaba gerektiriyor. Hayır. Çaba ile olacak gibi değil. Bıraktım. Ne kadar sürdü bilmiyorum ama sonunda bitti. Bu ikinciydi.”

Son cümleyi söyledikten sonra daldı. Bu defa daha da uzaklara. Anlattıklarını kavrayabilmiş miydim acaba? Bu avukatların bilgisi nereden geliyor? Peki ya tüm avukatları dinleyip hangisinin dediğinin yapılacağına karar veren gizli bir otorite var mı gerçekten? Eğer öyleyse ben dediğim şey ne? En fazla 3 veto hakkı olan ama sonunda denileni uygulayan bir ben, zannettiğimden çok daha zayıf, çok daha etkisiz. Avukatların farklılık gösterdiğini düşünmüyorum. Eğer haklıysam ortalıkta benden çok var demektir.

Ben de daldım. Belki o acayip kafeyi anlatırım diye düşünmüştüm buluşmaya gelirken ama zamanı değil.

%d blogcu bunu beğendi: