Enstitü

Görülemeyen lambalarla, sadece gerektiği kadar aydınlanmış olan koridor uzun ve tekdüzeydi. Dümdüz olmasına rağmen, girişten bakıldığında sonundaki kapı zar zor görülebiliyordu. Ürkütücü ve çok nadir açılan geçide kadar olan mesafe, ilerlemekte olan iki kişi için yeterli sohbet zamanı sağlayacak kadar uzundu. Biri kendinden emin, diğeri ise öğrenmeye çalışıyormuş gibi görünüyordu. Daha çok konuşan, kendinden emin görünendi;

– Evet, toplumların evrimi en kaba hatlarıyla bu şekilde işliyor. Senin de bildiğin gibi, biz üçüncü aşamanın sonlarına yakınız. Uyum ve saygıya dayanan ortak bir yönetim, uzayı fethetme arzusunun sonu. Diğer yaşamlara değer veriyor ve var etmek için çabalıyoruz.

– Yine de bunun üzerine koymamız gerekenler var ki hala son aşamaya gelemedik, değil mi?

– Doğruyu söylemek gerekirse son aşama çaba ile ulaşılan bir kademe değil. En azından bilinçli çaba ile diyelim. O sana gelir, sen ona gitmezsin.

Toplum Düşüncesi Enstitüsü’nde uzun yıllar geçirmiş Ukold Drues’in bu tür gizemli cümleler kurması alışıldık bir durumdu. Sadece hocalık değil, üst düzey devlet yetkililerine danışmanlık yaptığını, gizli siyasetten uzak olmadığını düşünenlerin sayısı az değildi. Beraber yürüdüğü asistanının, az önce söylediklerinden net bir çıkarım yapamadığını biliyordu. Konuşmaya devam etti;

– Norclid Harbi’nin detaylarını hatırlıyor musun?

– Evet, ilkel çağların en büyük savaşı. Kuzeyden yapılan saldırı dönüm noktası olmu…

Profesör Drues genç asistanın sözünü kesti. Sohbet yavaş yavaş özel ders havasına sürükleniyordu;

– Savaşların nasıl seyrettiği değil, nedenleri ve sonuçları önemlidir. Uyum ve birlikte yaşama evresine, üçüncü evreye, o yıkımdan sonra adım attık. Birleştik. Sadece var olmak için teknoloji üretmeye başladık. Uzaydan vazgeçerek, burada sahip olmadığımız hiçbir şeye ihtiyacımız olmadığını öğrendik. Saldırı silahlarını yok ettik ve bir daha üretmedik. Kim bilir kaç nesildir savaşın anlamını bilmiyoruz, mutluyuz. Daha fazlasını istemeyen, ihtiyaç duymayan tek bir toplum olmayı başardık.

Hadru Mitl, söylenenlerin doğru olduğunun farkındaydı ama hocasının nereye varmak istediğini kestiremiyordu. Sorusunu farklı biçimde sormayı denedi;

– İşte bu kısmı anlayamıyorum; hepimiz mutluyuz ama bize gelmesi gereken bir sonraki aşamaya henüz kavuşamadık. Dördüncü seviyede ne var?

Uzun koridorun sonuna yaklaşıyorlardı. Ukold Drues, asistan seçimi konusunda herhangi bir hata yapıp yapmadığını tekrar düşünmek istemiyor, mutlu ve saf bir toplumdan çıkabilecek en doğru kişiyi seçtiğine inanmak istiyordu. Zaten genç Hadru Mitl’in faydalı hale gelmesi, profesörün çabaları ile mümkün olacaktı. Artık oyunu resmen başlatmanın zamanı gelmişti;

– Yok oluş.

Yanıtın istediği etkiyi göstermesi için yeterince beklediğini düşünerek devam etti;

– Dördüncü aşamada yok oluş var. Kendi ellerimizle değil, ikinci seviyeyi yaşayan ilkellerin silahlarıyla. Var olma kademesini geçen; öğrenme, yıkım ve istila aşamasına gelen toplumlar bizim için en büyük tehdittir. Gücün hakimi olduklarını düşünür, yalnız kendi dünyalarının değil, ellerinin uzanabildiği her yerin efendisi olmayı isterler. Biz onları ilkel olarak tanımlasak da, yıkım güçleriyle boy ölçüşemeyiz. Bu toplumların üçüncü seviyeye geçmelerini beklerken yok olup gidebiliriz. Biz artık uyum ve birlikte yaşama evresindeyiz, savaşmayı bilmiyoruz. Öğrenene kadar iş işten geçmiş olacak; kendi toplumumuzu artık bu yönde geliştiremeyiz.

Ukold Drues, genç asistanın bir yanıt vermesini beklemiyordu. Hadru Mitl’in ve gelecekte ekibe katılacak diğerlerinin düşüncelerinin şekillendirilmesi süreci başlamıştı. Konuşmaya devam etti;

– İşte bu nedenle ittifaklar kurmamız, kendimize uzaklara erişebilen robot eller bulmamız gerekiyor. Az sonra bu girişimin ilk adımını birlikte atacağız; ikinci kademeden ziyaretçilerimiz bizi bekliyor. Her zaman isteklidirler. Gerektiğinde bizim adımıza saldıracak ya da bizi savunacaklar. Amaçları sahip olmak, ele geçirmektir. Tehlikeli bir oyun olduğunun farkındayım; her adımı iki kere düşünmeliyiz. Yine de bilgi birikimimiz ve teknolojimiz bunun için yeterli gelecektir. Arkamızdaki desteğin gücünün, tahminlerinin çok ötesinde olduğunu göreceksin. Unutma; biz üçüncü kademedeyiz ve orada kalmalıyız.

Bu sözlerle birlikte koridorun sonuna ulaştılar. Hadru Mitl’in düşünceli hali, ürkütücü kapının açılmasıyla yerini şaşkınlık ve merak duygularına bıraktı. İçerideki masanın başındaki iğrenç görünümlü iki kişi, yeni gelenleri selamlamak için hareketlendi. Hadru Mitl, bu yaratıkları ilk defa görüyordu. Kitaplarda kendilerine anlatılan türlerden çok farklıydılar. Dikkatini görüşmeye odaklamaya çalıştı, aksi durumda kendini kaybetmekten korkuyordu.

Tarafların birbirini anlamasını sağlayan cihazın etkinleştirilmesi ile ilk olarak ev sahipleri kendilerini tanıttı;

– Profesör Ukold Drues ve Hadru Mitl. Ortak yönetim adına sizi selamlamaktan onur duyarım.

– Michael Byron ve Emilia Schmidt. Çağrınıza istinaden Birleşmiş Milletler tarafından görevlendirildik. Dünya gezegenindeki halklar adına sizleri selamlarız.

* * * * *

– İyi de, düşman nerede?

– Yaratacağız. Geçmişte hepimizin yaptığı gibi…

Ziyaret sonrası yapılan Birleşmiş Milletler gizli oturumunun en akılda kalıcı diyaloğu bu olmuştu. Toplantı sonrası Dünya gündemi akıl almaz bir hızla değişmeye başladı. Gezegenin dört bir yanında gerçekleşen gizemli terör saldırıları, kaos ve öfkeye neden oluyor, acil önlem çağrıları her yerde yankılanıyordu. İsmini açıklamak istemeyen üst düzey bir yetkilinin açıklamaları, Reuters tarafından servis edilmişti;

“Aylardır artarak devam eden saldırıların kaynağının dünya dışında olduğu artık tüm ülkelerce kabul ediliyor. Binlerce insanın ölümüne ve bir o kadarının da yaralanmasına neden olan bu gizli savaşa artık kayıtsız kalamayız. Kökenlerini bulmalı ve türümüzün varlığını korumak için ne gerekiyorsa yapmalıyız. Eğer bir an önce harekete geçmezsek çocuklarımız için bir gelecek var olmayacak.”