Karar

Ne kadar önce olduğunu kestiremiyorum. Doğruyu söylemek gerekirse zaman bana artık hiçbir şey ifade etmiyor. Eskiden, hastalanmadan önce, önemliydi ama. Hatırlıyorum. Hayat diye tanımladığınız o kurgu düzende, hiçbiri benim olmayan ama hepsiyle uyumlu yaşamak zorunda olduğum diğer parçalar gibi. O zaman her şey normal geliyordu. Doğrusu, başka bir hayatın varlığından habersiz olunca neyi kaçırdığını da, neye mahkum edildiğini de anlayamıyor insan. Acaba hayattayken kendi içinde hangi dünyaların gizli olduğunu bilen birileri var mı benden başka? Belki milyarda bir görünen hastalığımı paylaşan yedi kişi. Ama benim kadar şanslı olduklarından emin değilim. Fişleri çoktan çekilmiştir hepsinin.

Tetum Gare’nin konuşması dünyadaki tüm televizyonlar ve çevrim içi video kanallarından canlı yayınlanıyor, yaşam barındıran tüm gezegenlere de sinyaller gönderiliyordu. Toplantı yeri olarak havada serbestçe süzülen bir ada seçilmişti. Sadece insanlar değil, tüm hayvanlar, bitkiler ve diğer dünyalardaki yaşam türlerinin temsilcileri de davetliydi. Kırmızı gövdeli bir ağacın üstüne çıkmış olan konuşmacının sesi her yerden duyulabiliyordu. Canlı yayın fikrinden vazgeçti. Zaten sesini istediği yere duyurabilirdi;

Önceleri ben de umutsuzdum. Lütfen beni ayıplamayın. Bildiği dünyadan yavaş yavaş kopmakta olan biri için makul bir duygu. Tüm algı ve hareket sisteminizin, alışmak için size hiç zaman tanımadan çöküşünü izlemek kolay değil. Görmemek, duymamak, hissetmemek. Kendi irademle vücuduma hükmedemiyor, konuşamıyor, tepki veremiyordum. Duvarları olmayan, sessiz ve kapkaranlık bir hücre. Soğuk ya da sıcak değil. Hiçbir şey değil. Karşı koyacak ya da peşinden gidecek bir şey yok. En son hatırladığım, içinde “yoğun bakım” geçen konuşmalardı. “Başka şansı yok” demişti birileri. Şansı yok ama parası var.

Duvarsız hücremde ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Aslına bakarsanız zamanın ne olduğunu bile unutmaya başlamıştım. Sonsuz boşluğun kalıcı olduğunu düşünürken çevremde yeni bir dünya şekillenmeye başladığını fark ettim. Duvarlar. Önce duvarlar oluşmaya başladı. Artık gerçek bir hücredeydim. Yine karanlık ve sessiz. Ama duvarları hissedebiliyordum. Umut geri dönmüştü. Eğer duvar varsa dışarıda beni bekleyen bir dünya da var demektir. O andan sonra dışarıdaki dünyayı inşa etmeye başladım. Başlarda sıkıcıydı. Hastalanmadan önce bildiklerimi uyarlıyor ama çok farklı bir hayat oluşturamıyordum. O dünya; gören, duyan, hareket edebilen normal insanlara göreydi, benim için değil. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Beynimin işe yaramadığını düşündüğüm kısmı yardımıma geldi. Hani görme yetisini kaybeden birinin diğer duyuları eskisinden çok daha gelişmiş hale gelir ya, işte öyle. O zaman anladım ki, normalken beynimin büyük kısmını algılamak, tepki vermek ve vücudumu yaşatmak için kullanıyormuşum. Artık bunlara ihtiyacım yoktu. Beynimin tamamı ile kendime yepyeni bir evren tasarladım. Sadece insanlar ya da dünyadan oluşan bir yer değil. Tüm galaksiler, yepyeni yaşamlar. Sizler biliyorsunuz ama normalken yaşadığım dünyadakiler maalesef bilemezler. Beyinlerinin hayal etmek için kullandıkları küçücük kısmıyla olmaz. Etraflarındaki kalıplaşmış düzenle olmaz. Yaşayabilmek ilk amaçken olmaz.

Sizlerle paylaştığım bu evrende, hiçbir zaman olmadığım kadar mutluyum. Her an bir şeyler keşfediyor, kurduğum evrene yeni parçalar ekliyorum. Şaşırıyorum, merak ediyorum ve öğreniyorum. Burada yapılabileceklerin sınırı yok. Yemek, yolculuk ya da sağlık gibi dertlerim yok. Ümitsizliğin ve yalnızlığın olmadığı sürekli değişen bu dünyada yaşamaktan mutluyum.

Tetum Gare’nin kendi evrenindeki konuşması devam ederken, yattığı odanın girişinde doktoru da bir şeyler anlatıyordu;

– Bay Gare. Biliyorsunuz ki, eşinizin durumunda yıllardır herhangi bir iyileşme olmadı. Korkarım hiçbir zaman da olmayacak. Yaklaşan Covid-19 salgını nedeniyle yoğun bakım ünitelerinin boşaltılması konusunda kesin talimat aldık. Devlet, umutsuz vakalar yerine yaşam şansı olanlara öncelik tanınmasını istiyor. Sanırım Bayan Gare de konuşabilse aynı şeyleri söylerdi. Sizlere yük olarak yaşamaktan memnun olduğunu hiç sanmıyorum. Bu durumdaki bir zavallı nasıl mutlu olabilir ki? Herhangi bir etkileşimimiz olabilseydi, kendisine çileden başka hiçbir şey getirmeyen bu zoraki yaşamın sonlanmasından mutluluk duyacağını söyleyeceğinden eminim.

Bay Gare, başka bir zamana sakladığı birkaç damla gözyaşı ile imzaların atılacağı odaya doğru yürüyordu. Eşi için en iyisini yaptığından emindi…